gulsehir.org.tr


Uzaklarda TRT Türkü'yü Dinlerken Gezi Notlarım

Tarih: 27-02-2015 23:52
1599 Okunma

Dostlar, uzaklardan dinlemek başka oluyormuş, buram buram memleketin, evlatların hasretleri ile türkülerimizi. Anadolu'nun hasretleri ile de birleşince bir başka oluyor. İnsanı bir başka başka duygulandırıyorlar. 

Şu anda "Yalan dünyada" türküsünü söylüyorlar TRT Türkü kanalından, "Hep sen mi ağladın yalan dünyada" diye devam ediyorlar. Daha daha üst üste bindirir gibi, "Deli gönlüm, abdal gönlüm", "Gül yüzlü cananı elden aldırdım, değme felek değme gülüme benim", "Dürüye'min güğümleri kalaylı" diye asılıyorlar yanık yanık, bazen de neşeli ve kıvrakça... 

Hele bir de bu türkülerimize "Cemalim" türküsü, "Zahidem", "Ağ Gelin" ve " Cafiye Gelin" dertli, destansı türküleri eklenip sıralandı mı? Hasretlikler, gurbet acıları başka yükleniyor insanın beynine, gönlüne... 

Ne demiş, uzaklarda memleket özlemi çeken sürgün şair ve yazarlarımız: "...Ana sütü gibi helal, memleket türküleri..." 

Evet, etkiliyor insanı memleketimin, Anadolu'mun türküleri... Bu türküleri ve içerisinde sunduğu sevgiyi ve aşkı, hasreti, özlem duygularını memleketinden uzakta kalanların, kalmak zorunda kalanların daha iyi anladıklarını ve içselleştirdiklerini sanıyorum.

Evet evet, iyidir memletimizin türküleri. Hele bir de bu türküler, TRT Türkü kanalından dinlenirse, Anadolu kokuyor, ayrılıkları anlatıyor. Yokluklar içerisinde devinimlerini, acılarını, yanıklarını, uzaklardakilerin özlemlerini, sevgilerini dillendiriyor.

Yazımıza, türkülerimizin duyguları ile girdik uzaklardan, ABD'nin Florida düzlüklerinden... Eğer anlatacaklarımız sonradan görmeler olarak değerlendirilmezse, buralar ile memleketimiz Gülşehir ve Kapadokya coğrafyasının arasındaki algılayabildiğim farklılıkları anlatmaya çalışacağım.

Florida-Lotian Dr.'sine (caddesine) bakan konutumuzdan hiç dağlar ve tepeler görünmüyor. Ağaçların içerisine adeta gizlenmiş, geniş bahçelerin içerisinde yerlere yayılmış, büyükçe evler var. Konutunuzdan baktığınızda, 4 ila 5 ayrı komşuların evleri ve evlerinin önündeki büyük ve geniş hacimli yeni model araçları görünüyorlar. Evler mi? Birer katlılar, genişçeler, evlerin çevreleri 50-100 yıllık ağaçlar ile çevrililer.

Biliyor musunuz? Buraların düzlüklerinde bolca ağaçlar, ormanlar olmasına rağmen, ağaçları kesmek yasakmış. Hele izinsiz, kontrolsüz ağaçlar hiç kesilmezmiş. Ya bizlerde, Anadolu'da öyle mi? Kapadokya'nın uzanıp giden bozkırlarını bir düşünün! Özellikle yaz aylarında su kıyıları hariç, otları bile kurumuştur. Öyle sanıyor ve görüyorum ki, yurdu güzelleştiren ve vatan yapan, coğrafyasının doğal zenginlikleri ile ağaçları ve ormanlarıdır. İçimin eziklikleri ile buralarda ilk fark ettiğim farklılıklardan birisi de bu olmuştur.

Oysa ki, Anadolu'muzun Kapadokya'sını ağaçlar ile donatsaydık, mevcutlarımızı kesmeseydik, dört mevsimi doya doya yaşanan İç Anadolu'muzun, buralardan kalır yanları olmayacaktı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Yetiştiğimiz, bozkırlara bezenmiş Kapadokya coğrafyamızda, hep bu öngörü ve özentiler ile yaşadığımdan olsa gerek, hemen bu farklılıkları algıladım. 

Florida coğrafyasını, affınıza sığınarak, geçmiş bir aile anımızla da anlatmak istiyorum. Oğlum Yaşar 1998 yılında hasbelkader devlet bursu ile buralara gelmiş ve iki yıl sonra da memleketimize izinli gelmişti. Yaşar'a, Almanya'da işçi olarak çalışmış dedesi Bektaş Korkmaz ha bire soruyordu: "Eee, torunum Yaşar, eğleştiğin yerler nasıl, oralarda ne var, ne yok?" Bu sorusunu bir kaç kere tekrarlayınca, oğlum Yaşar da dedesine en iyi şekilde anlatabilme özentisi ile şöyle söylemişti. "Dede, demişti: Hani bu Türkiye'mizi biliyorsun ya, dağlar ve tepelerini düzleyip serince, dümdüz olur değil mi?" Dedenin cevabı, "Evet, torunum" olunca, Yaşar, "Evet, dede, işte oldu Florida... Yalnız biraz da yağmurlarını, sıcaklıklarını, nemini artıracaksın" demişti. Cahilliğim hoş karşılansın ya, bir anlamda fark ettiğim, Florida coğrafyasını kısaca anlatmak buna benzer bir şey olsa gerek.

Ancak sabahleyin uyanınca, hemşehrimiz Mehmet Uç'un eski Açıksaray Otelinin 4'üncü katından güneydoğusuna bakınca, uzaklarından bembeyaz Erciyes Dağına (Argois=Işıldayan, parıldayan dağ)  benzer yerler görünmüyor. Gülşehir-Saint Jean Kilisesi üzerinden bakılınca, İç Kapadokya'sından erkenden havalandırılmış renkli balonlar yok buralarda... Evin kuzeyinden bakılınca görünen Hırka Dağları da yok buralarda. Zaten, bir yandaki Erciyes Dağı ile kuzeydeki Hırka Dağları eğer kapalı ve bulutlu değilse, bilinirdi ki o günlerde fırtına olmayacak, havalar iyi gidecektir. Buralarda düzlüklerden, ağaçlardan öyle görünen dağlar yok. Bulutlu ve kapalıysa, bir ara yoğun yağmurlar başlıyor, yağıyor da yağıyor. Kızılırmak gibi nehirleri de görünmüyor, mevcut nehirlerinin diplerine, kıyılarına varıncaya kadar... 

Başka bir yönü ile anlatmaya çalışırsak ABD'yi, adamlar beyinlerini kullanıyorlar anlaşılan... Az gelişmiş ülkeleri dolandıra dolandıra soyuyorlar, o ülke ve toplumların kaynaklarını ve gelirlerini alıyorlar ve kendi insanlarına ve topluluklarına dağıtıyorlar. Dolarlarının Dünya üzerindeki dolaşım ve değerlerini de kullanarak, basıp basıp yediriyorlar diğer ülkelere... 

İşte bu varlıklar ve zenginlikler Florida'ya ve henüz gördüğüm Georgia'sına yansımış. Her tarafta, büyüklükleri ve gelir fazlalıkları fevkalade görünüyor. Arada çalışan inşaat işçilerinin bile altlarında dört çeker pikapları var, onlarla işlerine gidiyorlar. Arkalarına taktıkları römorkları ile taşıyorlar çim biçme makinalarını bile... Belki de anlatacaklarım devam eder diye düşünüyorum şimdiden ama, burası iyi bilinmeli ki, coğrafyası ile, çok çeşitli iklimleri barındıran yerleşim yerleri, yolları ve kıyıları ile büyük ve kalkınmış bir ülke ABD; kıskanarak, özenmemek elde değildir diye düşünüyorum.

Yazımızın başlangıcı ile bağlantılarını koparmazsak, internet üzerinden dinlediğim güzel türkülerimizle izliyorum gezdiğim yerleri. Ancak, bizim türkülerimiz ve folklorumuz çok iyi, çok farklı geliyor bana. Hiç olmazsa, onları dinleyerek ve izleyerek duygularımızı yaşıyoruz, teselli buluyoruz.


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç