gulsehir.org.tr


Florida'da Fark Ettiklerim

Tarih: 12-03-2015 02:53
1540 Okunma

Sevgili dostlar, ABD gezisinden notlar aktarmaya devam ediyorum.

İlk dikkatimi çeken arabalar

Florida'da büyük araba alım-satımının ve kullanımının hastalık derecesinde olduğunu gördüm. Araştırıp derinliğine bakıldığında ise; bu ülkede arabaların en ucuz fiyatlarla  satıldığını anlıyorsunuz. Burada, genelde büyük ve motorları güçlü olan taşıtları tercih ettiklerini görüyorsunuz. Yerli olarak üretilen araçların yanında özellikle Japon araçlarının buralarda daha çok ve ucuz satıldığını fark ediyorsunuz. Ortalama 20.000 ila 30.000 ABD Dolarına sıfır faizle, 250-500 Dolar aylık taksitlerle beğendiğiniz bir arabayı almanız mümkün olabiliyor.

Şehirler ya da eyaletler arası yollara çıktığınızda yol boyunca her türlü markadan ve modelden otomobilleri görmeniz muhtemeldir. Yakıtları da ucuz olduğundan, otomobil kullanma keyfinin, sürüş zevklerinin doruğuna çıkıyorsunuz. Buralarda uzun yıllar kalanlardan edindiğim bilgilere göre, ABD'de araba kullanmak bir tutku; konuştuklarım "Yakıtlarına da acımazlar, eyaletler arasındaki yollar boyunca bıkmadan, usanmadan araba kullanırlar" diyorlar. Doğaldır ki, kullanılan otomobiller yeni, lüks ve büyük, yolları da geniş olunca, araç kullanmanın keyfini sonuna kadar çıkarıyorlar sanıyorum.

Söylentilere göre; geçmiş yıllarda merkezi otoritelerce, Florida Eyaletinde raylı sistemlerin kurulması ve hızlı trenlerin alt yapılarının oluşturulması için 20 milyar Dolar vermişler. Eyalet yetkilileri bu parayı geri iade etmişler. Öte yandan Florida'nın düzlüklerine bakıyorsunuz, gerekli kamulaştırma işlemleri yapıldıktan sonra hızlı tren sistemlerinin kurulması için hiç bir engelin olmadığını görüyorsunuz. Öyle anlaşılıyor ki, bu bir tercih meselesi ya da zenginliğin getirdiği taşkınlıklardır.

Yollarında binlerce, dünyanın en gelişmiş otomobilleri ve tırları dolaşıyor. İnsan ister istemez düşünüyor işte, çağımızın uçak yolculuklarından sonra en hızlı olan toplu taşıma araçları neden istenmez ki?

O 20 milyar Doların dörtte birini (5 milyar Dolarını) bize verseler, İç Kapadokya'nın bir vilayetini ve en az dört ilçesini içine alan "Kapadokya Ray" sistemini fevkalade şekilde kurabiliriz.

Zenginlik ve kafasına göre takılmak böyle bir şey olsa gerek. Fakat benim gibilerin bakış açıları ve düşüncelerine göre de, bunlar varlıklar içerisinde ne yaptıklarını bilemiyorlar demek zorunda kalıyorsunuz. Fosil yakıtları doyasıya tüketmekle, dünyamızı kirletmeye devam ediyorlar. Bunun adı olsa olsa tatminsizlik ve varlık içerisinde ne yaptığını bilememezliktir.

Oysa diğer taraftan da, yarı tropikal coğrafyada doğanın dengesini korumak amacıyla, sivrisinekle ilaçlı mücadeleye girmiyorlarmış. Hani denir ya, "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!"

Konutlar da aşağı kalmıyor

Bulunduğumuz Florida Eyaleti Tallahasse şehrinin Lothian caddesinde konutlar, ağaçların arasına gizlenmiş gibi yapılmış. Ortalama 1000 ila 2500 metrekarelik parseller içerisinde, kot farkları dışında bir ya da iki katlı olarak kurulmuşlar.

Adeta ormanın arasında, birbirlerine benzeyen caddeler ve evlerin arasından, bul yönünü ve yolunu bulabilirsen. Zaten şehir yatay konutlar ile donatıldığından, geniş alanlara yayılmış. Yakın mesafeler hariç çoğu yere araçlarla gitmek zorunda kalıyorsunuz. O nedenle herkesin altında, en azından her hanede bir otomobil var görünüyor. Böylece araç ve otomobil kullanımlarının, biraz da bu gereksinimden olduğu ortaya çıkıyor.

Tropikal iklim

Mart ayının başında buralara bahar gelmiş durumda. Yarı tropikal bir iklimi var. Sabahları bazı günler sisle birlikte ince çiğ damlaları dökülüyor. Bir açık, bir kapalı havada, bazı günler ise bardaktan boşanırcasına yağmurlar yağıyor. Buralara yıllık düşen yağmurların 1/5'i (beşte biri) bizim Kapadokya'ya düzenli olarak yağsa, sanırım iki senede bölgemizin görünümü çok değişir.

Sabahları ve akşamları özellikle kuş sesleri artıyor. Bülbüllerin sesleri ile bahçelerde dolaşan sincaplar dikkatimi çok çekiyorlar. Dallardaki bülbülleri görmeniz pek mümkün olamıyor ama, sincaplar evlerin bahçelerinde, her yerde pervasızca dolaşıyorlar. Tabii ki yeşillikleri bol, o yüzden buralarda yaz aylarında bahçelerin çimlerini ve otlarını temizlemek bayağı bir uğraşı gerektiriyormuş. Ben bile şimdilerden, boş zamanlarımda oğlum Yaşar'ın evinin arka ve ön bahçelerinde çalışmaya başladım.

Bu arada memleketten getirmek istediğim yerli domates, kavun ve Karacaşar karpuzunun tohumlarını ABD'ye girişte gümrükten geçiremedim. Buralara girmek için çok sıkı aramalardan ve kapılardan geçiyorsunuz. Zaten bitki tohumlarını hiç kabul etmiyorlarmış. O nedenle, Kapadokya'nın yenebilir sebze ve bostanlarının tohumlarını buralara getiremedik. Yine de, buralardan bulup beğendiklerimizi evimizin geniş bahçesine ekiyoruz, kafamıza göre...

Evet, buralarda evlerin genişliklerine, içlerinin düzenlerine, imarlarına diyeceğimiz olamaz. Bu anlayış ve kültürleri çok gelişmiş. Hani bizim oralarda dört duvar, üstleri kapanmış, al sana bir ev gibi değiller, bir hayli geliştirilmiş. Konutların en azından dört odası varsa, ikisinin içlerinde ayrı duş yerlerinin olduğunu görüyorsunuz.

Çok köpek var

Bu arada, özellikle dikkatimi çeken noktalardan birisi de konutlarında çok köpek beslemeleri... Öyle ki her hanede kişi başına, çeşitli cinslerden birer köpek düşüyor belki de. Zaten önemli işlerinden birisi de, sabahları ve akşamları köpek gezdirmeleri oluyor. Tasmaları ellerinde, biraz karanlıksa, ellerinde fenerleri ile köpeklerini gezdiriyorlar, çişlerini yaptırıyorlar. Gezdirenler birbirlerine yaklaşınca, karşı cins köpeklerin birbirlerine kuyruk sallamalarına şahit oluyorsunuz. Aksine aynı cins gruptakiler, başlıyorlar birbirlerine hırlamaya... Köpekleri, bizim çoban köpeklerine benzemiyor; minicikleri de var, çenesi geniş ve bakışları asabi olanları da... Oysa bizim çoban köpeklerimizin birer görevleri ve işlevleri olur. Buralardaki köpek ve kedi tutkusu, sözüm ona hayvan sevgisinden kaynaklanıyormuş, hayvanları koruma ve sahiplenmeymiş! Yalnızlıklarını gidermeye, hayvan sevgisi diyorlar işte...

Geçenlerde yerel gazetelerimizde görmüştüm. Bizim çoban köpekleri sürüye saldıran bir kurdu boğmuşlardı. Buranın köpekleri ne işe yarar, henüz daha anlayamadım. Cehaletim ve anlayışsızlığım bağışlansın lütfen; kangalların, o yiğit, sevimli, sadık çoban köpeklerimizin birer işlevi olur ve vardır da... Evin önünde, sürünün yanında bulunurlar, varlıkları bir güven verir, havlamaları bile başkadır. Burada çokça rastladığım köpekler ise, zenginliklerinden ve onları besleme, gezdirme heveslerinden kaynaklandığını sanıyorum. Bizler de hayvanları severiz. Ama başlarına süslü tasmaları bağlayıp, onları evlere hapis etmeyiz. Ne diyelim, bizdeki başka, buralardaki köpek beslemeleri başka amaçlara hizmet ediyorlar. Vurgulamaya çalıştığım, buralarda otomobil kullanma hastalığı gibi, bir de evlerde köpek besleme hastalığının yaygın olduğu...

Giyecekleri, sıcak bir iklim ve bölge olduğundan kendine has özellikler taşıyor. Ancak fazla da dikkati çeken bir yön göremedim.

Yiyeceklerine ve gıdalarına gelince, Anadolu'nun lezzetlerini maalesef buralarda  pek bulamadım. Sebze ve meyvalarının kokularından bir şey anlayamıyorsunuz. Tropikal yöre ürünlerine bir şey söyleyemiyorum, greyfurt ve portakallarında topraklarının verdiği lezzetleri var ve bol sulular. Tropikal olmayan ürünlerin çoğunluğunun Güney Amerika ve diğer ülkelerden geldiğini görüyor ve anlıyorsunuz. Ayrıca sığır, koyun ve tavuk etlerinin tatlarını alamadım ve sevemedim. Peynirleri çok çeşitliler, ama lezzet ve kokuları hak getire! Yersen ye, yemezsen aç kalmayı göze almak zorunda kalırsın demektir.

Geniş ve gelişmiş marketler var. Ancak ürün çeşitliliklerinin yanına, mutlaka o ürünlere özelliklerini veren koku ve lezzetlerinin eklenmesi gereklidir. Yoksa o ürünlere verilen 100'lerce Dolarların bir kıymeti harbiyesinin kalmayacağı kanısındayım.

Ah memleketim

Dostlar, dört mevsimi yaşanan Anadolu yarımadasının, özellikle Kapadokya coğrafyasının, koku ve lezzetlerini buralarda bulmak çok zor görünüyor. Bu anlamda şimdiden özledim diyebiliyorum, çelişkilerle dolu memleketimizi. Ne yaparsınız, bazı zorunluluklardan dolayı buraları da görmek varmış kader ve kısmette diyoruz. Memleketimizi biraz daha geliştirsek, emek ve uğraşılarımızı daha çağdaş ve verimli durumlara getirsek, cahillik ve yobazlıklarımızı önleyebilsek, güzeldir be dostlar Anadolu'muz... Turizme açık, doğal ve kültürel zenginlikleri bulunan ilçelerimiz ve Kapadokya'mız... Denizimiz yok da, Kızılırmak kıyılarımızı koruyabilsek, suyunu kirletmeden kullanabilsek, dağlarımızı biraz ağaçlandırabilsek, doğal taşlarımızı işleyebilip yabancı ülkelere satabilsek, doğal kaynaklarımızı iyi işletebilsek, yurdumuzu geliştirip, kalkındırabilseydik, buralarda ne işimiz vardı?! Yerimizden ve yurdumuzdan ayrı kalmalarımız olmayacaktı.

Bizler, yıllarımızı böyle doldurup bu dünyadan bir gün göçecegiz ya, hani bari çocuklarımız uzak diyarlardan, her türlü acılarla kazandıklarını akıllıca memleketlerine yatırsalar da, yılların getirdiği yokluk ve yoksunlukları ortadan kaldırsalar, ne kadar iyi olur, değil mi? Fakat bu gidişler de, bizlere umut veremiyor. Baksanıza, bir yanımız Osmanlılığa uçuyor, bir yanımız Arap kucaklama yandaşlıklarında... gericilikler, yobazlıklar, çelişkiler, ipe sapa gelmez aymazlıklar kol geziyor memleketimde...

Elin adamı

Elin adamı ne yapıyor? Ortadoğu'yu, Afrika'yı ve az gelişmiş ülkeleri birbirlerine kırdırıyor. Birbirlerine düşürüyor. Ellerine en gelişmiş silahları veriyor, hem birbirlerini kırdırıyor, hem de istediği fiyatlardan silahlarını satıyor. Var mı? Müslüman geçinen ülkelerden başka yerlerde savaşlar, iç çatışmalar? Oh ne güzel, hem birbirlerini yesinler, hem de o toplumları istediğimiz gibi yönetelim! Ayrıca onlara ağa babalıkları yapalım, demokrasi satalım, sırası gelince kurtarıcılıklarını oynayalım. Demokrasi ve birlikte yaşama zorunluluk ve anlayışı olmayan toplumlarda demokrasinin "D"si olur mu? Dostlarım, vatandaşlarım! Ülkeleri, toplumları işte böyle geri kalmışlıklarla, bazı mistik duygu sömürüleriyle soymuyorlar mı? Soymakla yetinmiyorlar, üstelik üzerlerinden kazandıkları paralarla, yurtlarındaki insanlarını beslemiyorlar mı? Buralara bakıyorsunuz, insanlar bizlerden çok daha zeki değiller. Ülkelerinin ve coğrafyalarının getirdiği zenginlikleri bile yeterince ve tam olarak kullanamıyorlar. Ancak dünyanın en zeki, beyinleri gelişmiş insanlarını iyi bir motivasyon ve paralar ile çalıştırıyorlar. Tabii ki iyi bir stratejileri ve üst düzey yöneticileri var. Çağdaş teknoloji ve yeterli beyinler ile dünyayı yönetiyorlar. Sömürüyorlar az gelişmiş ülkeleri. Besliyorlar buralarda yağlanmış ve vasat düzeylerdeki insanlarını. Üst düzey insanlarına ve yöneticiliklerine söylenecek çok az sözlerimiz olabilir ama, şurasını bilenler ve görenler elbette kavramışlardır ki, buralarda gördüğünüz insanların çoğu, bolluklar ve varlıklar içerisinde bazen ne yaptıklarını ve yapacaklarını şaşırdıklarını görüyorsunuz. O yağlı, şişman ve dengesiz vücutlarını gördükçe, kibarlıklara çok daha imrenir oluyorsunuz. Hele bir de, yok ve boş akıllarınca tepeden bakmaları, seni az gelişmiş ülke toplumlarından görüp ötelemeye çalışmaları yok mu? Adamı dibinden yaralıyor, beyninden vuruyor be dostlar!.. İşte o zamanlar bir hüzün ve acıma hissi basıyor beyninize, kalbinizi sıkıştırıyor. Bir türlü atlatıyorsunuz ama, çaresizliklerinize ve garipsizliklerinize yanıp duruyorsunuz bazen de... Hepimiz dünyalıyız, hepimiz bu dünyada yaşıyoruz da, biz niye böyle olmuşuz, böyle kalmışız? Buralardaki insanlar, bu seviyeleri yakalamışlar? Akıllı, zeki, faydalı insanları sayesinde deyip, beyninizde az gelişmişlik ve kalkınamamışlık alt güdülerini atmaya çalışıyorsunuz.

Son söz

Belki de, böyle düşünüp teselli buluyoruz. Altından, üstünden yazıp, hasret ve özlemlerimizi dile getirip, belki de böyle oyalanıyoruz işte... Geçmişten beri söylenegelen bir deyimimiz ile bağlamak istiyorum: "Aslında yok birbirimizden farkımız ama, biz Osmanlı Bankasıyız" demişler. Devletin bankasının olmadığı sıralarda, yabancı kaynaklı "Osmanlı Bankasını" da Merkez Bankası saymışlar o zamanlar işte...

Dostlar, son söz: Yurdunun kaynaklarını iyi değerlendirip, birlikte çalışıp, paylaşmasını bilen ve iyi yöneticilerini seçip, yönetilmesini bilen toplumlar kalkınmışlardır. 


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç