gulsehir.org.tr


HEMŞEHRİMİZ GÜLŞEHRİLER

Tarih: 16-05-2019 07:26
667 Okunma

ŞEYH AHMET GÜLŞEHRİ VE HOCA MESUT GÜLŞEHRİ

"Şeyh Ahmet Gülşehri, Gülşehir’imiz için bir Hacı Bektaş Veli, bir Yunus Emre, bir Ahi Evran’dır; kıymetini bilelim!"

13 Mayıs Türk Dil Bayramı münasebetiyle Derneğimizce düzenlenen Şeyh Ahmet Gülşehri ve Hoca Mesut Gülşehri’yi Anma Toplantısında Dernek Başkanı sıfatıyla yaptığım açış konuşması:

"Gülşehir Turizm ve Doğal Kültürel Varlıkları Koruma Derneği olarak bizler, hem turizmi geliştirmek ve hem de doğal ve kültürel değerlerimizi koruyup yaşatarak gelecek kuşaklara aktarabilmek için çeşitli faaliyetler yürütmekteyiz.

Bu kültürel değerlerimizden iki şahsiyeti, Türk Dil Bayramı münasebetiyle anmak ve yeniden tanımak üzere gündeme getirmek istiyoruz. Gülşehir’in değerlerinden saydığımız Şeyh Ahmet Gülşehri ve Hoca Mesut Gülşehri tarihi şahsiyetleri, yaşadıkları devrin sosyal ve kültürel ortamında hayatlarını mutasavvıf olarak idame ettirmişler ve şiirler yazarak toplumu aydınlatmaya çalışmışlardır. Bu iki tasavvuf şairimizin ortak özelliği, Arapça ve Farsçanın kültür ve yönetim dili olarak egemen olduğu bir dönemde şiirlerinde Türkçe yazıp, Türkçeyi özendirip övmeleridir.

Günümüzden 742 yıl önce Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde çıkardığı bir fermanla Türkçenin her alanda kullanılmasını emrediyordu. Fermanın özü şöyle idi: “Bu günden sonra hiç kimse; sarayda, seyranda, divanda, mecliste, Türk dilinden başka dil kullanmaya!”

O devirde devlet ve kültür hayatında Arapça ve Farsça gözde diller idi ve ne yazık ki Türkçe sadece halkın konuştuğu bir avam dili olarak pek rağbet görmüyordu. Fakat halkına yabancılaşmamış bazı yöneticiler ve inanç insanları, bu durumu görüyor ve ana dilleri olarak Türkçeyi, hem devlet, hem de kültür hayatında yaygınlaştırmak için çaba sarf ediyorlardı. Yönetici Karamanoğlu Mehmet Bey ile mutasavvıflardan Yunus Emre ve Şeyh Ahmet Gülşehri bu yönelimin ilk temsilcilerindendir.

Biz Gülşehir ile ilgileri nedeniyle, Şeyh Ahmet Gülşehri ve Hoca Mesut Gülşehri’yi ilçemize yeniden kazandırmak üzere dikkatlerinize sunmak istiyoruz. Bu değerli şahsiyetlerden Şeyh Ahmet Gülşehri, o dönemin kültür hayatının gelişmiş olduğu Kırşehir’de ikamet etmiş ve bir Ahi veya Mevlevi şeyhi olarak yaşamıştır. Hoca Mesut’un hayatı hakkında ise daha az bilgimiz mevcuttur.

Şeyh Ahmet Gülşehri, Kırşehir’de uzun süre yaşadığı için oralı olduğu kabul edilerek, Kırşehirliler tarafından sahiplenilmiştir. Ancak ünlü edebiyatçılardan Agah Sırrı Levend, Fuat Köprülü, Rıfat Bilge, Pertev Naili Boratav ve Abdülbaki Gölpınarlı gibi birçok bilim adamı tarafından yapılan araştırmalarda, Gülşehirli olduğu hakkında iddialar da ortaya atılmış olduğu halde, bu değerli şaire bizler tarafından sahip çıkılmamış, bu suretle şehrimizin tarihi şahsiyetine yabancı kalınmıştır.

Gülşehir Turizm ve Doğal Kültürel Varlıkları Koruma Derneği olarak bizler, tabiatıyla, bahsedilen tarihi şahsiyetlerimize sahip çıkıp, onların hatırasını yad edeceğiz. Bu insanların bizim için önemi sadece hemşehrimiz olmaları değil elbette! Onların en önemli özellikleri, Türkçeye sahip çıkarak, Türkçe hissedip Türkçe yazmalarıdır.

Biz Türkler, kayıtlı ve yazılı eserleri çok geç vermeye başlamışız. Söz uçar, yazı kalır vecizesi bizim değil! Bu yüzden, yüzyıllar boyunca ürettiğimiz halde doğası gereği sözlü kültür ürünleri günümüze kadar ulaşamayıp yok olmuş, yazılı kültür ürünlerimiz ise kısıtlı şekilde gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Nitekim Şeyh Ahmet Gülşehri ve Hoca Mesut’un, yaşadıkları 13. ve 14. Yüzyıllarda yazdıkları şiirlerin ancak bir kısmı günümüze kadar ulaşmış ve öyle ki onlar hakkında bilgiler çok belirgin olarak bizlere kadar gelememiştir.

Gülşehirli şairlerimiz ve eserleri hakkındaki bilgileri, hocalarımız verecektir. Fakat ben onların ilçemizle olan bağlarını irdelemek istiyorum. Önce Şeyh Ahmet Gülşehri’den başlayalım.

Kırşehir’in de sahiplendiği bu değerli mutasavvıf şair 13. Yüzyılın ikinci yarısı ile 14. Yüzyılın başlarında yaşamış. Şeyhlik çağının Kırşehir’de geçtiği biliniyor. Bundan dolayı Kırşehirli olduğu hakkında iddialar bulunuyor. Fakat bizzat “Gülşehri” şeklindeki mahlasını bile, onun Kırşehirli olmadığının kanıtı olarak gösterebiliriz. Çünkü tarihte ve özellikle Osmanlı arşiv belgelerinde Kırşehir’in adı hep Kırşehri/Kırşehir diye yazılagelmiştir. Çok kısa bir dönem, şehre değil ama bu bölgeye “Gülşehri” denildiği de el yazmalarında görülüyor. Bu da kanıt olarak sunuluyor. Fakat bazı uzmanlara göre, belli bir dönem o bölgeye “Gülşehri” denmesinin nedeni, Şeyh Ahmet Gülşehri’nin kahramanı olduğu bir olayın sonucu olarak gösteriliyor. Bir menkıbede anlatılan rivayete göre, Anadolu’yu uzun süre yakıp yıkıp, yağmalayan İlhanlılar, bir ara Kırşehir’i de ele geçirmek isterler. Şehrin ileri gelenleri, o zamanda önemli bir derecesi olan Şeyh Ahmet Gülşehri’den, İlhanlıların Kırşehir’e saldırmalarını engellemesini isterler. Bunun üzerine Şeyh Ahmet Gülşehri, nüfuzunu kullanarak İlhanlı hükümdarı Gazan Hana elçi olarak ricaen gider ve böylece İlhanlıların Kırşehir’i yakıp yıkmalarının önüne geçer. Bu olaya izafeten bir dönem halk arasında bu bölgeye “Gülşehri” denmeye başlanır, ancak bu deyim çabuk unutulur. Zaten el yazmalarında Kırşehir’e “Gülşehri” denilmesi bu tarihlere rastlar. Hatta bu rivayetin yer aldığı menkıbelerde “Gülşehri”nin halk arasında söylenen bir isim olduğu vurgulanırken, şehrin adı ise Kırşehir olarak belirtilir.

Burada şunu özellikle vurgulamak isterim. Biz yaygın bir şekilde, Arapsun adının Karavezir Seyit Mehmet Paşa tarafından Gülşehir’e verildiğini biliyor ve öyle söylüyoruz. Halbuki bazı kaynaklar tarafından Gülşehir adının, 13. Yüzyıl ortalarında Arapsun’u ele geçiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından konulduğu aktarılıyor. O yüzyılın sonlarında yaşayan Şeyh Ahmet Gülşehri de, kendi memleketinin adını mahlas olarak almış olmalı. Belki de, yukarıda bahsettiğimiz gibi Kırşehir’e de aynı ad söylenmeye başlandığı için “Gülşehir” adı sonradan unutulmuş. Muhakkak ki önceki adını bilen zeki devlet adamı Karavezir Seyit Mehmet Paşa, kaza haline getirdiği şehre ikinci defa Gülşehir adını koymuş. Ne var ki bu ad daha sonra yine sürekli olarak kullanılmamış, 1948 yılında bir kanunla Arapsun adı resmiyetle Gülşehir’e çevrilmiş. Buna rağmen benim çocukluğumda bile halk ağzında Gülşehir’e Arapsun denilmesi olağan idi. Günümüzde ise yazılı kültür arttığı için Gülşehir adı yaygınlık kazandı.

Şeyh Ahmet Gülşehri de Gülşehir adı gibi, çok kısa sürede halkın hafızasından silinmiş. Fakat öyle olsa bile bu onun önemini hiçbir şekilde azaltamaz. Şair hemşehrimize hak ettiği değeri vererek, onu ilçe tarihimize yeniden kazandırmayı dernek olarak bizlerin görevi sayıyoruz.

Şeyh Ahmet Gülşehri gibi unutulan bir şairimiz de Hoca Mesut’tur. 14. yüzyıl mutasavvıf şairlerinden olan ve Türkçe eserler veren Hoca Mesut hakkında bilgiler daha da azdır. Gülşehri mahlaslı bu şairimiz de Gülşehir’in tarihi bir değeridir. Türk Dil Bayramı vesilesiyle onu da yad edip, tarihte olması gereken mevkii vereceğiz.

Anadolu’da Türkçeyi kültür dili haline getirmek için eserler vererek çaba göstermiş olan bu değerli şairler, hem kültürümüzde ve hem de gönümüzde önemli yerlere sahiptir. İlçemizde de onları baş tacı etmek gerektir. Bu değerli insanları unutmayıp anmak, onlara karşı bir vefa borcumuz olduğu kadar milli görevlerimiz arasında olmalıdır.

Bu anma toplantısının gerçekleşmesine destek veren ve katkıda bulunan İlçe Milli Eğitim Müdürü ve Ş. Hamide Sibel Çetinkaya Anadolu Lisesi yönetici ve öğretmenleri ile Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Erhan Çapraz hocama teşekkürlerimi bildiriyorum. Toplantıya katılımınızdan dolayı sizlere de en iyi dileklerimi sunuyorum."


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç