gulsehir.org.tr


Bacasız Sanayi Turizmin Gülşehir'deki Geçmişi

Tarih: 17-02-2019 09:14
1116 Okunma

1960’lı yılların başında Ürgüp ve Avanos ile birlikte Gülşehir’de de turizmde bir uyanma ve kıpırdanma yaşanır. O ilçelerde olduğu gibi Gülşehir’de de birbiri ardı sıra turizm derneği kurulmaya başlanır. Nedeni, ülke genelinde bacasız sanayi turizmin gelişmesi ve yaygınlaşmasına paralel olarak Kapadokya’nın da adından söz ettirmeye başlamasıdır. Bu gelişmeyi izleyen ileriyi görebilen kişiler, dünyanın gidişatının turizm potansiyeline doğru olduğunu tahmin etmişler ve kendi yörelerinde turizmi geliştirmek için ataklar yapmaya başlamışlardır. Bu ataklardan biri de ilçemizde yapılmıştır.

Sanayi ve ticaretin geliştiği Avrupa’da refaha ulaşan insanlar, başta İspanya, Yunanistan ve hatta Mısır gibi Kuzey Afrika ülkeleri olmak üzere ulaşımı kolay yakın bölgelere gezmek ve tanımak amacıyla seyahat ederek, turizm destinasyonlarını başlatmışlardı. Ülkemiz de bu turistik faaliyetlerden nasibini batı ve güney bölgeleri ile alırken Kapadokya bölgesinde de kıpırdanmalar oluşmuştu. Aslında Kapadokya’daki bu kıpırdanmalardan biri de ilçemizde yaşanıyordu.

1960’lı yıllarda bu turizm hareketlerinden etkilenen Gülşehirli bir avukat, bazı hemşehrileri ile birlikte ilçede Gülşehir Eski Eserleri Tanıtma Yaşatma ve Turizm Derneğini kurdu. Çok erken bir dönemde turizmin önemini kavrayarak ilçede turizmi geliştirip eski eserleri koruma amacı güden kişi, Avukat Ali İhsan Açıkgöz idi. Onun gayret ve emekleri ile turizm ve koruma Gülşehir’de erkenden başlasa bile daha sonra bu hareket topluma mal edilemediğinden dolayı sekteye uğramış ve akıbeti atıl kalmıştır. 1980 yılına kadar –ki bu yıl Av. Ali İhsan Açıkgöz’ün Gülşehir’den Ankara’ya taşındığı zamandır- Gülşehir’de pek çok çalışmalara imza atan Gülşehir Eski Eserleri Tanıtma Yaşatma ve Turizm Derneği o yıldan sonra faaliyetini durdurmuş ve yasa gereği üst üste genel kurul yapamadığından dolayı mal varlığı hazineye devredilerek fesholmuştur. O zamandan bugüne kadar ise turizm ve koruma konusunda Gülşehir’de bir çalışma olmadığı gibi, günün modasına uyarak, Kapadokya’da turizm ve korumanın en zirve yaptığı 12/3/1982 yılında kabul edilen 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri kapsamına alınan ilçemiz ne yazıktır ki sonradan yerel yöneticilerin girişimleri sonucu bu kapsamdan çıkarılmış olsa bile 6.1.2005 tarih ve 25692 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan bir kararla tekrar dahil edilmiştir.

Böylece diğer Avanos, Ürgüp gibi ilçeler ve Göreme, Uçhisar, Mustafapaşa gibi beldeler turizm yarışında atak yaparak Gülşehir’i geçmişler, otuz yıl sonra da Kapadokya’nın yıldızı olmuşlardır. Yıldızı sönen Gülşehir’de bu zaman zarfında turizm gelişemediği gibi, bilinçsiz bir şekilde tabii ve tarihi eserlerimizin tahrip ve mahvolmasına göz yumulmuş, Ürgüplüler Kayakapı projesiyle Avrupa’dan fon kullanarak eski evlerin bulunduğu bir mahalleyi aslına uygun olarak restore ettirip turizmin hizmetine sunarken, bizim aynı ayardaki Çayır, Çalışanlar ve Cumhuriyet mahalleleri bakımsızlıktan gecekondu semti haline getirilmiş, geleneksel yöre mimarisine uygun Türk eşrafın ve Rumların taş evleri tahribatla yok edilmiştir.

Gülşehir’de bir dönem çalışmalarıyla iz bırakmış olan Av. Ali İhsan Açıkgöz’ün 2007 yılında basılan “Kapadokya’da Geçmişten Bugüne Gülşehir” isimli kitabının önsözünde ilçemiz turizminin ilk zamanına ait anlatıları bulabiliriz. Halen ilerlemiş yaşına rağmen yaşadığı Ankara’dan kalbi memleket için çarpan Av. Ali İhsan Açıkgöz, yazdığı kitabında Gülşehir’deki turizm faaliyetlerini şöyle anlatıyor:

“1959 yılında Ankara-İzmir ulaşımı şimdiki yoldan değildi. O tarihte otobüs ile Ankara-Bursa üzerinden aktarmalı olarak, bir iş nedeniyle İzmir’e gitmiştim. Seyahat süresi uzadı. Bu arada, zamandan yararlanmak için tarihi Efes Harabelerini gezmeye gittim. Orada bir turist kafilesi ile karşılaşıp, onlarla beraber geziye başladım. Turistlerin elinde, Türkiye’nin turistik yerlerinin kitap halinde bir rehberi vardı. Beni merak sardı ve bu arada Gülşehir ile ilgili bölüme baktığımda Saint Jean isminde bir kilisenin olduğunu gördüm. Daha önceleri biz bu kiliseyi “Karşı Kilise” olarak biliyorduk. Gülşehir’in karşısında olduğu için bu ismi taşıyordu. Efes’teki bu gezi bana cazip geldi. Vaktim müsait olduğundan, Bergama’daki kalıntıları da görmeye gittim. Orayı daha değişik buldum ve oradaki büyük açık hava tiyatrosuna hayran kaldım. Ayrıca oradaki dağın tepesine kemerlerle nasıl su getirildiğini gördüm. Almanya’nın Berlin şehrine götürülmüş olan Zeus tapınağının bulunduğu asıl yerini inceleme imkanı buldum. Zira Almanlar vaktiyle Zeus tapınağının taşlarını temelden itibaren söküp, Berlin’e götürerek orada yeniden kurmuşlar.

Bu geziden sonra bende, tarihi ve turistik yerlere karşı ilgi ve alaka arttı. Gezilerimde, nerede bir tarihi eser veya turistik yer görsem, orayı mutlaka görme ve gezme isteği uyandı. Bir müddet sonra, 1960’lı yıllarda, ilçemizde bazı arkadaşlarla birlikte ‘Gülşehir Eski Eserleri Tanıtma Yaşatma ve Turizm Derneği’ni kurduk. Şehrimizdeki turistik ve tarihi yerlerden olan ‘Karşı Kilise’ ve ‘Açıksaray’ harabe haldeydiler. Bu tarihi eserler, koyun ağılı ve güvercinlik olarak kullanılıyordu. Biz dernek olarak, buraları bu pisliklerden temizlettik. Karşı Kilise’nin ismine ek olarak Saint Jean ismini koyduk ve bu suretle Karşı Kilise’nin bir ismi de Saint Jean kaldı. Bizim bu çalışmalarımızda büyük katkı ve destekleri bulunan, o günkü ilçe kaymakamı olan merhum Binbaşı Feridun Göktürk’ü de anmadan geçemeyeceğim. Derneğimizin Turizm Bakanlığından talebi üzerine, Eski Eserler Genel Müdürü Rüstem Bey ilçemize geldiler ve ilgi gösterip, sonradan Eski Eserler Genel Müdürü olan arkeolog Necati Dolunay’ı ilçemize gönderdiler. Onun vermiş olduğu Açıksaray ve Karşı Kilise ile ilgili bilgi ve rapor üzerine bakanlıkça bize 10 bin lira para yardımında bulunuldu. Derneğimize gönderilen bu para ile, yukarıda bahsettiğimiz veçhile kaya damlar ve kiliseler temizlendi. Orijinal yapısına göre küçük onarımlar yapıldı. Önemli olanlara demirden birer kapı yaptırıldı. Gayretlerimiz sonucunda bir de bekçi kadrosu alındı. Bu suretle, gerek Açıksaray ve gerekse Karşı Kilise tanıtılmaya başlandı. Sonradan Bakanlıkça görevlendirilen birer memur, hem Karşı Kilise ve hem de Açıksaray’da görev yapmaktadır.

Bir gün kaymakam Feridun Bey ile yabancı bir turiste, Açıksaray’daki tarihi eserleri gezdiriyorduk. Orada bulunan ve halen yöremizde kullanılmakta olan üzümlerin ezildiği ve eski tarihlere ait kayadan oyma şırahane ve üzüm sularının toplandığı ve halk tabiriyle ‘bolum’ denilen yeri görünce turist dayanamadı ve Feridun Beyin boynuna sarılarak onu kucakladı, buraları gösterdiği için ona teşekkür etti. Bundan da anlaşılıyor ki, tarihi eserlerimizin turizm yönünden değeri çok büyüktür. Ayrıca bağcılığın, bölgemizde çok eski çağlardan beri yapıldığı görülüyor. Bu tip eski çağlara ait kayadan oyma bir şırahaneye veya benzerine başka bir bölgede rastlayamadım.

Feridun Bey bir de şöyle bir anısını nakletmişti: Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletlerine bir görevle gittiğinde, kuzey ile güneylilerin çarpıştığı savaşlarda kazılmış olan mevzileri gezdirmişler ve bunun için çok para almışlar. Bizler ise, çok eski devirlere ait bu eserleri gezdirip para almadığımız gibi bir de değerini bilemiyoruz demişti.

Fakat ne yazık ki, geçen zaman zarfında bekçinin yetersiz oluşu ve ilgisizliğinden, yaptırdığımız demir kapılar bir kış günü bilinmeyen şahıslar tarafından sökülüp götürülmüş ve sadece Açıksaray’ın güneydoğusundaki bir kilisenin biraz kenarda olması nedeniyle farkında olmadıkları için kapısını sökememişler. Ne acı ki, sonradan bu kiliseye ait kapının da sökülüp götürüldüğünü öğrendim. İşte halkımızın durumu bu! Bir taraftan biz tarihi eserleri ve turistik yerleri korumaya ve tanıtmaya çalışırken, bir taraftan da yapılmış kapılar sökülüyor! Tam bir cehalet örneği!”

Evet, Av. Ali İhsan Açıkgöz beyefendi teşhisi koymuş! Gerçekten kıymetini bilemediğimiz altın yumurtlayacak tavuğun kesilmesi gibi ilçemizdeki tarihi ve doğal eserleri bozmuşuz, yıkmışız, koruyamamışız! Ancak o tavuğu ihtimamla elinde tutan Ürgüp ve Avanos, ilçemizin gıpta ettiği şekilde altın yumurtalarını turizmden almaya devam ediyor.

 “Kapadokya’da Geçmişten Bugüne Gülşehir” isimli kitabının 22. sayfasında Av. Ali İhsan Açıkgöz, 1965 yılında Gülşehir’in Ovaören köyündeki Kemer yer altı şehrinin de dernek olarak temizletilerek, ilçe yerel görevlilerinin de hazır bulunduğu bir törenle açılışının yapılıp turizmin hizmetine sunulmuş olduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Gülşehir’de turizm, ufku açık insanlar sayesinde Kapadokya ölçeğinde erken dönemde yapılan girişimler ile başlamış olsa bile sonradan toplumun sahiplenmemesi ve turizme karşı soğuk duran yerel yöneticiler nedeniyle, tomurcuklanan gülün susuzluktan kuruması gibi öylece kalakalmış ve açılarak insanlara güzelliklerini sunamamıştır.


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç