gulsehir.org.tr


ANADOLU KAPLANI MİTHRİDATES

Tarih: 07-10-2019 19:23
629 Okunma

Onun ruhunun derinliklerinde sezilen ülküsü, Anadolu’yu Roma istilasından kurtarmak ve tek bayrak altında bir devlet meydana getirmektir. O, bağımsızlık uğruna ölünceye kadar mücadele eden Mithridates Eupator’dur. Anadolu tarihinin en güçlü kahramanlarının başında gelen Mithridates Eupator, özellikleri ve hayatı bakımından müstesna bir şahsiyettir.

Sikkelerdeki ilk tasvirlerinde oval, ince ve keskin hatlara sahip bir başa sahiptir. Sima bir az haşin, ama canlı ve enerjik görünür. Dalgalı uzun saçlarla sonlanan sevimli bir çehresi vardır. Saçları, çocukluğunda aldığı bir yarayı kapatmak için yuvarlak alnının önünde dalgalanır. Yarı açık ağzı, öne doğru çıkan burun delikleri, kalın dudakları geniş çenesinin üzerinde güçlü karakterini yansıtır. Çıkık alnının altındaki sert kaşları ve derin gözleri, zeki ve kurnaz bir görünüş verir.

Mithridates’in dev fiziki yapısı bile farklılığını tamamlar. Bu iri cüsse, savaş alanlarında oklara ve kargılara kolay hedef olup dezavantaj sağlarken, aynı zamanda dayanıklı, çevik ve güçlü-kuvvetli bir yapıyı ifade eder. Her ne kadar cüssesi yüzünden sık sık yaralansa bile, kuvvetli bir bünyeye sahip olmasından dolayı yaraları çabucak iyileşir. Savaşlardaki yiğitliği ve gözü pekliği pek meşhurdur. Gençliğinden yaşlılığına kadar hep ilk saflarda savaşa atılmıştır.

O, kudretli ve cesur bir savaşçı olduğu kadar bilgili, kültürlü ve sanatkar bir hükümdardır. Savaşa veya ava gitmediği zamanlarda Helen bilginleriyle felsefi tartışmalar yapar, tarih ve tababet kitapları okur. O zamanki tababet daha çok zehirler ilmi olduğundan, zehir ve devaları konusunda pek çok araştırma yaptırmıştır. Soyundan geldiği Ahamenişlerin Ahuramazda dinine inanır. Bu yüzden oğullarının tamamına Pers adları vermiştir. Ama Kapadokya’daki Komana rahipliği ile Helen kültlerinin koruyuculuğunu da üstlenmiştir.

Mithridates, Perslerden olmasına karşın, Helen eğitimi ile yetişmiş biridir. Bir yandan doğunun temsilcisi Büyük Darius’u, diğer yandan batının temsilcisi Büyük İskender’i şahsında toplamıştır. Aynen onlar gibi, o zamanlar iki ayrı dünya olan Pers ve Helen uygarlıklarını birleştirmeyi düşlemiştir. Uygarlığın beşiği Anadolu’da Helen felsefesi ve Ahuramazda ahlakı üzerine kurulu yepyeni bir uygarlık yaratmak istemiştir.

Mithridates, yiğit olduğu kadar aynı zamanda cefakar, soğukkanlı ve yılmaz bir serdardır da. Başarısızlıklarında, yenilgilerinde her zaman Phoenix gibi küllerinden doğmasını bilmiştir. Azimli ve teşkilatçı bir komutandır. Bu özellikleriyle Aquilius, Murana, Cotta, Triarius gibi Roma komutanlarını yenerken, muayyen şanssızlığı yüzünden Sulla’ya, Lucullus’a ve Pompeius’a baş eğmiştir.

O zamanın süper devleti Roma’ya kafa tutan, Anadolu kavimlerinin koruyucusu Büyük Mithridates’e, Helen tarihçileri Kapadokya kralı (Pontus Kapadokyası), Romalı tarihçiler ise Pontus kralı demişlerdir. Romalı tarihçilerin Pontus kralı demelerinin nedeni, Karadeniz’in (Pontus Euxinus), Mithridates’in bir gölü haline gelmesidir. Krallığı en geniş haliyle, Karadeniz çevresindeki bir kısım birbirinden kopuk kara parçalarından oluşmuştur. Krallığında fiziki bütünlüğünün bulunmamasından dolayı siyasi, kültürel ve sosyal olarak tam ve sağlam bir birlik kurulamamıştır. Toprak parçalarında birbirine sadece denizden ulaşılabilen krallığının çeşitli kavim ve halklardan oluşması, krallıktaki bağı çok zayıf tutmuştur. Bu bağ ancak Mithridates’in gücü ile sağlanmıştır. Kralın otoritesi azaldığında bu bağ kopup birlik hemen parçalanmıştır.

Mithridates krallığının merkezi olan bölge az çok bir bütünlük arz eder. Burası Pontus Kapadokyası ve Paflagonyasından başka Fırat-Kelkit arasındaki topraklar ve Tibarenler ile Khaliplerin yaşadıkları yerlerdir. Ancak Karadeniz’in tam karşı kıyısındaki merkeze bağlı kral naipliği olarak yönetilen Kırım Bosfor’u ile doğu kıyısındaki satraplık olarak yönetilen Kolkhis ise iki ayrı ülke sayılır. Sadece denizle birleşen bu üç toprak parçası hiçbir zaman fiziki olarak birbirine bağlanamamıştır. Merkez ile Kolkhis arasında Paryadres dağları, Kolkhis ile Bosfor arasında Kafkas dağları çetin ve sarp engeller oluştururlar. Zaten Mithridates’e en bağlı olan halklar, merkezdeki Pontus Kapadokyalıları ve Paflagonyalıları, Karadeniz’in güney kıyısındaki Helen kolonileri ile Khalybler, Tibarenler ve Fırat-Kelkit arasındaki Ermeniler olmuşlardır.

Asıl merkezdeki Pontus krallığı, batı Karadeniz’de Parthenios’tan başlar. Bu ırmak, Bitinya ile kısa bir doğal sınır oluşturur. Paflagonya’nın sahil dağlarını kapsadıktan sonra, Amnias vadisinden güneye doğru inen Galatya sınırı Halys’le Kapadoks’un birleştiği yere kadar gelir. Güneyde Khammanen bölgesindeki Dasmenda kalesinden başlayan Kapadokya sınırı, Mazaka’nın 800 stadion kuzeyindeki dağ silsilesinden geçerek Laviansen bölgesinin doğu ucuna kadar uzanır. Fırat nehri ile Skydides dağları, Tigranes’in Ermeni krallığının sınırını belirler ve Pontus krallığı, doğu Karadeniz’de Akampsis ırmağına kadar dayanır.

Pontus krallığının arması, Perslerin mitolojik atası Perseus’tan gelen Pegasos ile ay-yıldızdır. Bu ay-yıldızın etrafında birleşen değişik ve çeşitli halklar, Mithridates’in şahsında bir devlet oluşturmuştur. Çeşitli ırklara, kültürlere, dillere, dinlere, gelenek ve göreneklere sahip olan halklar bu devlette toplanmıştır. Krallıktaki başlıca halklar şunlardır:

Mithridates’in de tabi olduğu Anadolu’daki Ahameniş devri kalıntıları olan Pers asilzadeleri, asker ve ruhban sınıfı ki bunlar Pontus Kapadokyasının verimli ovalarına sahiptirler. Dinleri Ahuramazda’dır. Bunlarda Pers kültürü egemendir.

Kapadokyalılar, krallığın en kalabalık ve kadim halkıdır. Tam Helenleşmemiş, eski geleneklerini devam ettirip, Kapadokya dili konuşmaktadırlar. Eski tanrılarının Helenleşmiş biçimlerine tapınırlar.

Pontus krallığının Karadeniz kıyısındaki bütün kentleri Helen kolonileridir. Ticaretle uğraştıklarından hepsi de gelişmiştir. Mithridates’in Helen kültür ve uygarlığını benimsemesi, Helen halkına özel önem vermesine yol açmıştır. Kendi eşlerinden komutanlarına kadar hep Helenlerden seçmiştir. Öyle ki başkenti bile bir Helen kolonisi olan Sinop’tur. Romalıların zulmünden kaçan Helenlere daima kapılarını açık tutmuştur. Helenler de Mithridates’i, Anadolu’yu fethettiği zamanlarda, Roma mezaliminden kurtulmanın getirdiği sevinçle kahraman olarak karşılamışlardır.

Paflagonyalılar geleneklerine bağlı ve özgürlüklerine düşkün bir halktır. Ancak aynı zamanda batıl inançlı ve tembel insanlardır. Frigler gibi doğa tanrılarına inanırlar. Basit kayaları kutsallaştırarak tapınırlar.

Lykos vadisi, Halys’in kaynağı ve Fırat boyunca yaşayan Ermeniler aslında Persleşmiş bir kavimdir. Tanrıları da İran etkisindeki Anaitis’tir. Kentleşmiş yerleşimleri olmadığından daha çok köylerde yaşarlar.

Paryadres ve Skydides dağlarında yaşayan diğer çeşitli kavimler ise medeniyetten pek nasibini almamış halklardır. Batı Paryadres’te yaşayanlar doğuya göre daha medenidir. Bu Khalib ve Tibaren halkları en azından ya çoban ya da ücretli asker olarak çalışırlar. Hayatları neşe ve eğlencedir. Dürüst ve konukseverdirler. Tibarenler ile biraz daha doğudaki Mossineklerde cinsi ilişkiler serbesttir. Tibarenlerde, kuluçka geleneği olarak bilinen, kadın doğurduğu zaman onun tespit ettiği erkeğin çocuğun yanında yatması ve böylece çocuğun babası olarak ilan edilmiş olması alışkanlığı, çok eski devirlerden gelen bir kalıntı olmalıdır. Doğu Paryadreslerdeki Mossineklerde ise her şeyin herkesin gözü önünde olması gibi alışkanlıkları vardır. Onlar gibi komşuları Tzanlar ve Bizerlerin de inancı fetişizmdir. Doğudakiler genelde eşkıyalık ile geçinirler. Ama hepsi de neşeli ve konuşkan insanlardır.

Pontus krallığı bu şekilde tabiri caizse halkların mozaiğidir. Çeşitli kaynaklara göre krallık içinde konuşulan dil sayısı 22 ila 25 arasındadır. Çok eski zamanlardan beri süregelen kültürlerden iç bölgelerde Ahamenişlerin izleri belirginken, deniz kıyılarında Helen etkisi fazladır. Pers-Helen kültürünün yerli geleneklerle karışıp kaynaşmış sosyal yapısı, Pontus devletinin esasını belirler.

(DEVAMI VAR)


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç