gulsehir.org.tr


LALE ÇİÇEĞİ, LALE DEVRİ VE NEVŞEHİR

Tarih: 21-03-2018 10:22
2180 Okunma

Lale Devri (1718-1730) saltanatın, zevkin, sefanın hüküm sürdüğü bir dönem olarak anlatılır Osmanlı tarihinde. Acaba gerçek öyle midir?

“Ciddî ve ileri görüşlü bir devlet adamı olan Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (Ölümü: 16 Ekim 1730) çevresindeki ileri görüşlü insanların da desteğiyle Osmanlı Devleti’nde ilk modernleşme serüveni diyebileceğimiz Lâle Devri’ne (1718-1730) öncülük etmiştir. Bu vesileyle ivedilikle başta pây-ı taht olmak üzere memleketin her mahallinde türlü îmar işlerine girişilmiştir. Bu faaliyetlerden tabii olarak vezir-i azâmın memleketi olan ve ileride Nevşehir olarak anılacak Muşkara da fazlasıyla nasiplenmiştir. Etrafında kabiliyetli şâirleri barındırmış olan İbrahim Paşa, Nevşehir’e vakfettiği eserlerin kitâbelerini de sadece yüzyılın değil tüm Türk edebiyatının büyük şâirlerinden sayılan başta Nedim, Vehbî ve Raşit olmak üzere Şâkir, Âsım ve Beliğ’e yazdırmıştır” (Yrd. Doç. Dr. Hakan Yalap, Lale Devri Şairlerinin Nevşehir’e Armağanları, İntenational Journal of Social Science, No; 50 2016/Güz sayı 141-168).

Lale Devrine adını veren Lale çiçeği, çağlar boyunca dünyanın her yerinde duyguların anlatılmasında en güzel sembol olmuş, yaşamın zorluklarını, streslerini törpüleyen bir araç olarak günlük yaşamımızda yer almıştır. Soğanlı ve otsu bir bitki olan lale çiçeğinin asıl vatanının Orta Asya olduğu ve Türkler tarafından Anadolu’ya getirildiği sanılmaktadır. Botanik tarihçilerinin görüşleri bu doğrultudadır. Anadolu’da 12. yüzyıldan itibaren el sanatlarında süsleme motifi olarak kullanılmaya başlayan laleyi, şiirlerinde kullanan ilk şair de Mevlana Celaleddin-i Rumi olmuştur. Süs bitkisi ve süsleme motifi olarak kullanımı 3. Ahmet (1673-1736) döneminde doruk noktasına çıkmış ve 1718-1730 yılları arası, tarihçiler tarafından ‘Lale Devri’ olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde basılan ‘Lale Mecmuası’nda 50 kadar çeşidinin resimlendiği lalenin çeşitli kaynaklara göre 2000’den fazla değişik türünün olduğu belirtilmektedir. İstanbul sokaklarının lalelerle süslendiğini tarihçilerden öğreniyoruz. Avrupalı İstanbul sokaklarında laleyi tanımıştır. Lalenin Anadolu’dan ilk yolculuğu Viyana’ya olmuştur. Oradan Hollanda’ya, ardından Kanada’nın başkenti Ottowa’ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale gelmiştir. Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Ottowa, Hollanda ve Japonya, Anadolu’nun bu ünlü çiçeğinin adına festivaller düzenlemektedir. Ülkemizde ise lale unutulur olmuştur. Türkiye’deki botanik çevrelerine göre İstanbul’u süsleyen eski lale türlerinden bir tane bile kalmamıştır. 17. Yüzyılda Osmanlı’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçi kurumu, sonra da ‘Çiçek Encümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi kurulmuştur. Edirne’den Mardin’e kadar birçok şehirde lale bahçeleri vardı.

Nevşehir ili de Damat İbrahim Paşa’dan etkilenerek Lale ismini çeşitli gazete ve televizyon kuruluşlarına vermiş ve değişik zamanlarda çevrede lale yetiştirilmeye çalışılmıştır. Ancak günümüzde lale, anavatanı olan ülkemizi terk etmiş, “Hollanda Laleleri” adıyla dünyada tanınır olmuştur.

Biz ise hala çok entelektüel ve çağdaş bir yönetici olan Damat İbrahim Paşa’nın “zek-i sefa içinde” yaşayıp yaşamadığını tartışmaya devam ediyoruz.


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç