gulsehir.org.tr

Hacı Bektaş Veli Mescidi Açıksaray'da

Gülşehir'in Açıksaray örenyerindeki Hacı Bektaş Veli Mescidini Dr. Phil. İlhan Akçay keşfetmiş.

Hacı Bektaş Veli Mescidi Açıksaray'da
Tarih: 24-07-2019 12:51
1637 Okunma

Eskiden yayınlanmış Gülşehir Gazetesinin 2 ve 9 Ekim 1968 tarihli nüshalarında Dr. Phil. İlhan Akçay'ın yazdığı bir makalede Hacı Bektaş Veli Mescidinin Açıksaray'da olduğu belirtiliyor.

Dr. Phil. İlhan Akçay'ın bahsi geçen yazısı şöyle: "Gülşehir, diğer adı ile Arapsun, Nevşehir Vilayetine bağlı bir kasabadır. Burası ve civarı kaya kiliseleri bakımından çok zengin olmasına rağmen hemen hiç araştırmalar yapılmamıştır. Bizler XIII. Yüzyıldan itibaren bölgenin Türklerce olan önemini ve eserlerinden bahsedeceğiz.

Gülşehir çok alaka çekici bir görünüme sahiptir. Bugün tamamen Türk eseri olan şimdiki kasaba yakınındaki tüf kiliseleri ta Niğde Vilayetine kadar uzamaktadır. Hatta, Niğde- Ihlara’daki bir  kilisede Selçuklu hükümdarı Mesud II.’nin portresinin bulunuşuna bakarak kiliselerin hatta XIV. Yüzyıla kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Hacı Bektaşi Veli ve Gülşehir

Hacı Bektaşi Velinin menakıbına göre Hünkarın Gülşehir bölgesi olan, halen Tuzköy’e (eski adı ile Hacı Bektaşi Veli Köyü) ve Gülşehir yakınındaki tüf kiliselerden bir mevki adı olan Açıksaray’a kadar geldiği ve  yaşadığı katiyetle malumumuzdur. Bu mevkii asırlar boyunca adını değiştirmeden gelmiş bulunmaktadır.

Muhterem profesör, sayın hocamız F. N. Uzluk’un bizlere lütfettiği bilgilere göre, Hünkar Hacı Bektaş 1270 M. Yılında ölmüştür. Vaktiyle Hacıbektaş’tan gelen bir kitabın üzerindeki kayıttan bunu çıkarmış olduğu gibi, Kırşehir’deki bir vakfiyeden de “Merhum Hacı Bektaş Veli” adı geçtiği, böylece bazı zıt fikirlere rağmen Hünkarın hayatında da “Hacı” olarak bilindiği, hacca gittiği, buna göre de Arabi, Farisi ve ana dili Türkçeyi bildiği anlaşılmaktadır.

Hacı Bektaş’ın Açıksaray’a Gelmesi

Hünkarın Açıksaray’a geldiği menakıbında bildirilmektedir. Bizler bilinen bilgilere buraya almayıp, bu menakıba göre yerine kadar gidip (acaba Açıksaray’da o devire kadar inen izler var mı) diye araştırma yapmış bulunmaktayız. Allah’a şükür şimdiye kadar bilinmeyen ve tüf kilise içinde yapılmış bir mihraba tesadüf etmiş bulunmaktayız. Dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış bu mihrap 12 nişlidir. İstiridye kabuğu tipi böyle nişler devrinin özelliği olduğu gibi; 12 imama ve Türklerin 12 boyu ile alakası olan özelliktir. Çok iyi olan mihrabın korunması, burasının turistlere açılarak dini-milli bir ziyaret yeri yapılması temenni olunur.

Tuzköyü (Eski Hacıbektaş Köyü)

Yine menakıbına göre, Hünkar bugünkü Tuzköyü’ne gelmiştir. Onun adına hürmeten burası  da XX. Yüzyıla kadar “Hacıbektaş Köyü” olarak anıldığı gibi, yakınındaki Tuzla da onun adını taşırdı. Bu devirde şimdiki Gülşehir önemli olması da gerekti. Zira yerindeki araştırmalardan burada Hünkarın yaşadığı devre kadar inen hiçbir kalıntıya rastlayamadık. Buna rağmen, Açıksaray’a gelen Hünkar burada gayrimüslimleri İslama ısındırmak için temaslar ve çalışmalar yapması zaten akla yakın geldiği gibi burada bulunan bir mihrabı da bu hususu zaten kuvvetlendirmektedir.

Tuzköyü’ne kadar yaptığımız gezide, burada muhteşem Tuzla’yı da gördük. Menakıba göre, burasını Hünkar keşfetmiş ve istifadeye açmıştı. Herhalde Hacıbektaş’ta yaşayan Hünkarın, burasını istifadeye açtığı muhakkaktır. Zira Menakıpnamedeki bilgilerle buradaki  araştırmaları karşılaştırdığımızda, Tuzköyü’nde Hünkar devrinden kalma bir camide meydana çıkmış bulunmaktadır.

Böylece Hacıbektaş’ta bile bulunmayan ve onun devrine ait Açıksaray Mihrabı “ile bu mezkur Tuzköyü camisi” (Hünkarın yaptırdığı diye söyleyebileceğimiz) zamanımıza kadar gelen yegane “iki camisidir” dersek doğruya yakın konuşmuş oluruz kanaatındayız.

Tuzköyü camisi kalın duvarlı, dikdörtgen planlı iki pencerelidir. Ortada iki büyük ayağa dayanan mihraba paralel iki sahınlı olup, mihrap önü kubbeli, diğer tavanlar yıldız ve çapraz tonuzludur. Tipik Ortaçağ yapılarındandır. Planı bakımından benzeri bulunmaz. Minaresi yoktur.  Şimdiki ise yeni yapılmıştır. Bu devirde herhalde Tuzlasından dolayı bu köy şimdiki kasabasından daha şen bir halde bulunurdu.

Tuzlanın kendisi ise Hünkar devrinden itibaren işletilmiş ve tekkenin inhisarı altında kalmıştı. Renkli kaya tuzunun nefasetinin dünya çapında bile ün saldığı söylenir."



DİĞER HABERLER


Masa Üstü Sürüme Geç