gulsehir.org.tr

"Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin!"

Gülşehir'in Açıksaray örenyerinde bulunan Hacı Bektaş Veli Mescidinin menkıbede geçen hikayesi tarihten süzülüp geliyor.

"Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin!"
Tarih: 24-07-2019 13:20
3284 Okunma

Gülşehir'in Açıksaray örenyerinde bulunan Hacı Bektaş Veli Mescidinin tanımı ve menkıbede geçen hikayesi şöyle:

Açıksaray örenyerinin en güney ucunda batı yamacındaki kayaya oyma mescit, işçilik ve sonradan açılmış hali ile son zamanlarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Yaklaşık 8x8 metre ölçülerindedir. Tahribatın rutubetten dolayı oldukça fazla olduğu mescitte giriş geniş tutulmuştur. Hem doğu yönü girişteki kapının ve hem de tavanda iki ayrı yerde bulunan sütun tepeliğinin gösterdiği üzere en az iki adet olan sütunun ahşap olduğu ve günümüze kadar kalmadığı anlaşılıyor. 

Kapıdan girince sol yana düşen güney duvarının tam ortasında bir insan boyuna eşit mihrap yer almaktadır. Dikdörtgen bir çerçeve ile çevrelenmiş olan mihrap, kayaya kavisli içbükey bir şekilde oyulmuştur. Mihrabın tepeliği yarım kubbeli ve kabartma on iki ışınlı bir şekilde oyulmuştur. Mihrabın sağ ve sol tarafında iki adet çıra konulan oyuk yer mevcuttur. Özellikle son zamanlarda su ve rutubetten dolayı güney duvarının alt kesimlerinde bozunma ve dökülmeler mevcuttur. 

Mescidin karşı batı duvarında iki ayrı bölüm bulunmaktadır. Ana salona açık olmakla birlikte önlerinin tahta perde ile kapatıldığı düşünülebilir. Sağdaki bölümün biraz yüksekçe bir odası vardır. Caminin kuzey duvarında zemine göre 80 santim yükseklikte uzunlamasına göre iki bölüm daha vardır. 

Mescidin daha önce bahsedilen iki sütunu salonu iki nefe ayırmıştır. Ayrıca tavanın tam orta yere gelen kısmında bir hava bacası açılmıştır. Fakat üstü sonradan kapanmıştır. Mescidin hemen üstünde ayrı bir girişi olan imam evi olduğu sanılan bir kaya mekan daha vardır.

Açıksaray’da böyle bir mescidin bulunması bu örenyerinin, Bizans döneminden sonra kısa bir süre Selçuklu Türkleri zamanında da yerleşildiğini göstermektedir. Bu mescide Hacı Bektaş Veli mescidi denmesinin nedeni mihrapta motiflendirilmiş, 12 imama işaret eden 12 ışın olduğu gibi, ayrıca Hacı Bektaş Veli Velayetnamesinde anlatılan bir menkıbeye de dayanmaktadır.

Hacı Bektaş Veli ile Gülşehir arasında şimdiye kadar vurgulanmasa bile önemli ilgiler vardır. Bunlardan en önemlisi eskiden Hacı Bektaş Tuzlası denilen ve daha önce Hacı Bektaş Veli tekkesine ait olduğu söylenen Tuzköy’deki Tuzla’dır. Daha sonra Reji İdaresine (Cumhuriyet döneminde Tekel) bağlanan Tuzla günümüzde özel bir şirkete devredilmiştir.

Ph. Dr. İlhan Akçay’a göre, Tuzköy’de bulunan Selçuklu dönemi yapısı ve son yıllarda restore edildiği halde kendi haline terk edilen ve rutubet dolayısıyla tahrip olan Alaattin Camisi denilen cami ve Açıksaray’daki mescit Hacı Bektaş Veliye aittir.

Ünlü edebiyat tarihçisi Abdülbaki Gölpınarlı Menakıbı Hacı Bektaşı Veli (Velayetname) adlı eserindebir menkıbe, Hacı Bektaş ve Açıksaray ilgisini göstermesi açısından çok anlamlıdır. Menkıbe şöyledir:

“Hacı Bektaşı Veli bazı köyleri gezdikten sonra Açıksaray adlı köye geldi. Köyde bir kapıyı çalıp çıkan geline:
-Dervişe bir yiyecek var mı? Varsa getiriver, dedi.
Gelin de:
-Durun, varayım olanından getireyim, dedi.
Gelin içeri girip kaynanasına:
-Ana, dedi. Bir derviş geldi. Allah için lokma ister. Küpte biraz yağ var. Allah yine verir! Bir parça ekmekle biraz yağ verelim!
Kaynanası:
-Yağ az kaldı, dokunma, dedi.
Gelin:
-Allah için istiyor! Ben vereceğim, deyip, bir parça ekmek içine biraz yağ koydu. Götürüp Hünkara verdi.
Hacı Bektaşı Veli:
-Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin, dedi.
Gelin kilere girince bir de gördü ki küp ağzına kadar yağ ile dolmuş! Kaynanasını çağırdı ve onu göstererek Hünkarın sözlerini iletti. Kaynana bu hali görünce:
-O dervişin sözü ile oldu, gerçek erenlerdenmiş! Keşke eline ayağına düşüp himmetini alsaydık! Varalım, köyün etrafını arayalım, dedi.


Gelinle beraber yola düştüler. Kızılırmak kıyısına vardılar. Mevsim ilkbahardı, Kızılırmak coşup taşmıştı. Baktılar ki Hünkar, seccadesini suya sermiş, üstüne oturmuş, gidiyor! Öte yakaya geçince seccadesini sudan alıp, silkip omzuna koydu ve yürüyüp gitti. Gelin-kaynana köye geldiler, bu olanları köylülere bildirdiler. Köy halkı:
-Yazıklar olsun! Böyle bir Allah dostu buradan geçti de görmek nasip olmadı, hayır duasını alamadık, dediler. Hepsi birden Kızılırmak kıyısına koştular. Bu hal Hünkara malum oldu.
Hacı Bektaşı Veli epey yürüdükten sonra yine acıktı. Deliler nam köylere geldi. Birinci köye uğradı. Ekmek istedi, vermediler. İkinci köye uğradı, ekmek istedi, vermediler. Üçüncü ve dördüncü köyden de ekmek alamayınca köylülere şöyle dedi:
-Ne sürünün, ne de onun!
Hacı Bektaşı Veli dağın tepesinde bulunan ardıç ağacının dibinde yatıp uyudu. Sabah ezanına kalktığında üşümüştü. Hırkasını çıkarıp yaktı, ısındı. Külünü toprağa savurdu. Ondan meşe ormanı yetişti. Dağa bundan dolayı Hırka Dağı adını verdiler.”



DİĞER HABERLER


Masa Üstü Sürüme Geç